29 Mayıs'ta, İzmir'de Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampüsü Konferans Salonu'nunda düzenlenen sempozyum, zeytin ve zeytinyağı sektöründen bir çok ünlü ismi biraraya getirdi. Sempozyumun son oturumunda söz alan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya, yaptığı sunumla Türk zeytinlerinin genetik yapısını ortaya koyacak "Gen Projesi"nin önemine vurgu yaptı. 2006 ve 2008 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi Zeytin Araştırma Komisyonu'nda da uzman danışman olarak görev alan Özkaya, konuşmasında zeytin fidanı teşviklerinde yapılan yanlışlara da değindi:
Gen Projesinin Önemi: "Yerel Çeşitlerimizi Korumalıyız"
Bilindiği gibi zeytinin anavatanı Anadolu toprakları, Akdeniz havzasıdır. Türkiye de bunu oluşturuyor. Artvin’den başlıyor Cudi Dağı’nda bitiyor. Cudi Dağı’nın tepesinde Gabar dağının her yerinde yabani zeytin dolu.
Biz, 1968 yılında Mardin’den başlayıp Artvin’e kadar tüm gen kaynaklarımızı topladık. Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’nün Kemalpaşa’daki bahçesine getirdik diktik. 68’den beri hala orada duruyor. Genetik yapılarını inceleyen ve bütün özelliklerini ortaya çıkaran proje ise daha yeni başladı. Bunu İspanya ve İtalya başta olmak üzere dünya önceden yaptı. Ellerindeki mevcut gen kaynaklarının bütün özelliklerini çıkardılar. Hatta Sicilya, Sicilya Zeytinleri adlı kalın bir kitap yaptı. Bu kitap, bir köyün içindeki 3-5 çeşit için yazılmadı. Olaya farklı gözden bakmak lazım. Her çeşidin farklı farklı özellikleri var. Mesela baharatlı özelliği var, aynı şekilde yağın farklı özellikleri var. İnsanlar, farklı lezzet arıyor, farklı renk arıyor. Farklı olan her yönden daha fazla kazandırıyor.
2006 yılında Sicilya’da bir toplantıya katıldık. Bir genetikçi, gen kaynaklarımızı açmamızı teklif etti. Tabi açalım ama neden? Çünkü ihtiyaçları var. O genlerin içinde dayanıklılık, hastalıklara mukavemet, yüksek kalite ve aroma var. İsraillilerle bir gübreleme çalışması denemesi yapıyoruz. İki plantasyon denedik. İzmir Bornova Zeytincilik Araştırma’nın bahçesinde Memecik çeşidi ve bir başka türle. Aralarında bir fark yok, benzer tepkiler verdiler. Daha sonra hasat dökümünü kolaylaştırıcı kimyasal madde uygulamasını denedik bu plantasyonlar üzerinde. Memecik çeşidi yaprakları dahil her şeyi patır patır döktü. Ağaç birden çıplak kaldı. Diğerinde, kontrol dahil, ağaç olduğu gibi kaldı, yaprağını dökmedi. Kendini dışarıya kapatmış. Mukavemeti var. Dirençli… Bu gen kaynağı değil midir? Bunun üzerine çalışılması gerek değil midir?
Bornova Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’nde 88 yerli 28 yabancı çeşidimiz var. Zeytin gen bankası İspanya’dadır. Faslı bir başkan, UZK’nın başına geldi ve ilk yaptığı iş, bu gen havuzunun 17 hektar alana, 7 x 4m aralığında, yaklaşık 1500 kadar çeşitten oluşan bir kopyasını Fas’a kurdurtmak oldu. Dünyanın bütün çeşitleri burada. Fas’ta şu an gen üzerine yoğun bir çalışma yapılıyor. Zeytin genetiği üzerine uluslararası sempozyumlar düzenliyorlar. Dünya zeytinciliğinde oldukça öndeler.
Diğer taraftan İspanya ne yapmış? Hangi bölgede hangi çeşidin var olduğu belirlenmiş. Her bölge ayrılış ve her çeşidin de hangi bölgede dikilmesine izin verileceği önceden belirlenmiş. Diktatör Franco döneminde zeytin dikimi teşvik edilmiş ama zeytin dikimi öyle herkesin keyfine göre serbest bırakılmamış. Uzman geliyor, bahçeni inceliyor. Daha sonra şu çeşidi, şu sırada, şu şekilde ve hizada dikeceksin diyor. Bu yüzden zeytinliklere baktığınızda hepsi orman gibi görünüyor. Orman diyorsunuz ama orman değil. Her bir parsel ayrı. Herkesin bir bahçesi var. Orman şeklinde görünüyor çünkü görünümü onlar yapıyorlar. Sınırını mesafesini çeşidini her şeyini onlar yapıyorlar. Böyle dikeceksin deniyor. Sözleşmeli üretim gibi bir şey. Yapacağın tek şey bahçenin başında beklemek.
Bizde durum çok farklı. Zeytin ağaçlarını biri bir yönde dikiyor, yanındaki komşu farklı yönde dikiyor. Biri Gemlik, öteki Ayvalık dikiyor. Sonuç karmakarışık bir sistem. 2008 raporunda Meclis Raporu’nda bunları belirttik. 2006 yılında İspanya modelindeki gibi çeşidi ile her şeyi belli olarak dikim yapsaydık Türkiye’de zeytincilikte büyük bir devrim olacaktı. Ama olmadı.
Ayvalık çeşidinin seleksiyonuna 30-40 yıl önce başladık şu anda Edremit Zeytincilik Enstitüsü’nün bahçesinde duruyor. Memecik üretimi önümüzdeki senelerde başlayacak. Gemlik çeşidi, Yalova’da duruyor. Bu seleksiyonlarla amaç neydi? Bunların içinde farklılık var. Bunların içinde periyodisite göstermeyen var, yağ verimi çok yüksek olan var, bodur olanı var büyük olanı var. Geniş taçlı olanı var. Dikine büyüyeni var. Bu değişik özellikleri bulup çıkarmamız lazım. Bunları kim yapacak? Üniversiteler ve araştırma enstitüleri… Hangi parayla? Kim veriyor parayı? Tarım Bakanlığı. Araştırmaya ayırdığı parayı mı, çiftçiye ayırdığı parayı mı? Eskiden Uluslararası Zeytin Konseyi’ne üye olduğumuz dönemde biz bunun parasını alarak araştırmalar yapıyorduk. Onların araştırmalarına katılarak bir faydamız vardı. Üyelikten çıktık, iş bitti. Çünkü ustalar gitti, çırak olayı da bitti. Peki ya AR-GE? Sanayi desteklesin diyorlar. Sanayi “Ben mi yapacağım? Devlet yapsın” diyor. Kim yapacak bunu? Sorunu kim çözecek? Getirelim “arbequina”yı, alıp dikelim. Evet dikelim ama gen kaynaklarınızı kaybedersiniz; tıpkı 1980’lerde tohum sektöründe olduğu gibi. 1980’lerde tohum sektöründe kapı bir açıldı, Antalya’da daha önce görülmeyen, tohumlarla birlikte gelen hastalıklar ortaya çıktı. Ardından ilaçları geldi. Önce hastalıklar geldi sonra ilaçları geldi. Şimdi her şey var. Verticillium nereden çıktı? Ovaya inen zeytinden çıktı. Kavun tarlalarında, tütün tarlalarında onlar orada var zaten. Var mıydı Aydın Ovası’nda zeytin? Yoktu, dağlardaydı. Hep ovaya indikçe oldu.
Sonuç, çeşit önemli. Hızlı bir şekilde anaç üretmemiz lazım. Dört milyon TL’lik bir proje hazırladık bakanlık izniyle. Edremit Zeytincilik Üretme İstasyonu’nu doku kültürü merkezi yapacaktık. O bölgede tüm gen kaynakları doku kültürleri üretilecekti. Fidancıya bitkicik verilecekti. O bitkicikle fidancı alıp fidan üretecekti. Gerek duyulmadı, ihtiyaç duyulmadı. Oysaki Verticilliuma dayanaklı anaçlara ihtiyacımız var. Verticillium’u çözmemiz lazım. Buna göre fidan üretimi yapmamız lazım. Nasıl üretilir fidan? Tohum ekiyoruz. Tohum çıkıyor dallanıyor. Bitkilerin bir özelliği vardır. Sürgünün ucundaki tomurcuk hakimdir. Tomurcuğun boynu büküldüğü an hakimiyeti biter. Ve yeni sürgünler çıkar. Onun için o bitkiyi boyuna büyütürsünüz 1 metrenin üzerinde… Ondan sonra kesersiniz alttan filizler çıkar. Bizde fidanlar? Alttan çıkmış 4 tane. Bahçeye götürüyorsunuz dikiyorsunuz fidanı. Ben buna nasıl şekil yapacağım? Kesin… Sen niye kesmedin bu fidanı? Bana kestiriyorsun? Geçenlerde bir üreticinin bahçesine baktık. İtalya’dan getirmiş fidanları, büyütmüş 3-4 yaşında; fidanın gövdesi su borusu gibi dümdüz. Üzerinde bir tane budak yok. Kesilmemiş. Bizim ağaçlar böyle eğri büğrü. Bu fidancılığı bilmemektir. Yapılması gereken bu tekniği iyi bilmemiz gerekli. Dikim şekillerini uygulamıyoruz.
Fidan Teşviklerinde Yapılan Hatalar
2006’da meclis raporunu hazırlarken bakanlık bir tebliğ yayınladı, “Gemlik zeytin fidanına destek veriyoruz” diye. Bizim istediğimiz aşılı fidana destekti. Eğer aşılı fidana destek verilseydi, bu ülkede Gemlik çeşidi patlamazdı. Tek çeşide yönelmezdi insanlar. Yerel çeşitlerimizi kaybediyoruz. Yerel çeşidin ne önemi var deniyor.
Gemlik fidanına teşvik verildiği an Gemlikliler kıyameti kopardılar, çünkü gece yarısı operasyonuyla ne kadar ipini koparmış insan varsa bahçelere girmişler. 40 santim boyunda dal kesiyorlar. Niye? Tebliğde fidan 40 cm, sürgünü de 10 cm boyunda olacak diye yazıyor. 40 cm boyunda dalı kesiyor dikiyor 10 cm sürgün veriyor. Köklendi köklenmemesi önemli değil, alıyor gönderiyor hemen. Tutmadı diyor. Suçlu değil. Bağlıyor sırıklara bağlıyor 1-1,5 metre boyuna kadar büyütecek. Ondan sonra aşısını yapacak. Ağaç kendi kendine dallanacak. Siz bir çardak yaparken ne yapıyorsunuz? Önce tek gövdeyi bağlıyorsunuz. Öyle 5-10 tane gövdeyi bırakmıyorsunuz. Önce gövdeyi büyütüyorsunuz ondan sonra dallanmaya bırakıyorsunuz.
Antalya Ovası'na Zeytin Dikmek Lükstür
Bizde zeytin alanları Çukurova’ya indi. Çukurova’da zeytinin dışında yetişebilecek daha ekonomik ürünler varken, oraya zeytin dikilmesi doğru değil. Şimdi Antalya’ya zeytin dikelim diyorlar. Bana geldiklerinde Antalya’ya zeytin dikelim dediklerinde hayır diyorum. Oraya sera kursan, oradan elde edeceğin gelir zeytinden kat kat fazla. Yılda 4 ürün, hatta 5 ürün alabileceğin bir ekoloji ve toprak yapısındasın. Zeytin orası için bir lüks. Antalya uygun değil mi? Uygun. Ama lüks. Ovada zeytin yapmak Türkiye’de mevcut tarım alanlarını, patates tarlasını nohuda çevirmek gibidir.
Zeytin Portalı (29.05.2009)